13 Kasım 2011 Pazar

SABAHIN 04.30'U

Onların gerçek cenazeleri ile o içinden kırık dökük ama dışından alçılı hastanenin içindeyiz. (Hem de Cumartesi günü hasta kabul etmeye başlayan yeni hastanenin)
Ortada kimse yok
Dışarıda afet var, deprem var, çadır var, bağıran var, yaralı var, ağlayan var.
Ama orada kimse yok, pardon hakkını yemeyelim, depremden sonra orada bile olmak istemeyen polis memurunun dışında kimse yok
Bir alt katta, morg var
Mesai saatlerinde kapısında güvenlik var
Ama bizim gibi dengesiz saatlerde gittiğiniz zaman her dolabı açıp molozla kirlenmiş bedenlere bakabileceğiniz bir yer.
Saatlerce içeride bekleyen (moloz yığının altında), saatlerce dışarıda bekleyen (battaniyelere sarılanların ama gözünden tek bir saniye yaş eksilmeyenlerin) buluştuğu yer,
O lanet enkazın altında tuzla buz olan alçıpandan oluşturulmuş bir paravanın içinde buluştuğu yer
Ve kayıtsız kalan bir devlet görevlisi...
Adı bende ve benim gibi orada olanlarda saklı...
Bir yargı mensubu.
Tavırlarına bakarsanız, bulunduğu yerin birkaç kilometre dışında toz yığını, çığlıklar, moloz, iş makinesi........ yok
Aslında o kadar kilometre gitmeye gerek olmadığının bile farkında olmayan biri...
Rutin imza attığı koltuğun sadece on santim arkasında çatlakları (ki yeni açılan hastane ) alçıyla kapatılan duvar olan biri...
Görevini bilmeyen, insanları hor gören biri...
İnsanların acılarıyla dalga geçen biri..
İşi sadece orada imza atmak olan biri.
Ama bunu bile devlet töreni ile yapan, hatta altına kırmızı halı isteyen biri...
Kendini beğenmişlikle insanlara gözüne bakan biri..
Ve şuna cevap veremeyen biri:
"Sen olsan teşhis edebilir miydin?"
Acılarla, duygularla, hislerle, yaşananlarla
OYNANMAZ
SAYINNNNNN savcı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder