31 Aralık 2011 Cumartesi
28 Aralık 2011 Çarşamba
27 Aralık 2011 Salı
TBMM'den son kareler
TBMM Şeref Holü'nde Pazartesi günü açılan Mehmet Akif Ersoy Sergisi.
Davetliler ve kürsüde Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay.
Yoruma gerek yok
Photo By: Hasan TÜFEKÇİ
24 Aralık 2011 Cumartesi
Van'dan unutulmayanlar-2
Erciş'de yağan yoğun yağmurdan ceset torbalarına sarınarak korunmaya çalışanlar "Yürüyen ölüler"
Photo By: Hasan TÜFEKÇİ
23 Aralık 2011 Cuma
TBMM'den unutulmayanlar-3
TBMM'den unutulmayanlar-3
Azim, kararlılık, direnç, kendine güven, Şafak PAVEY
Photo By: Hasan TÜFEKÇİ
Azim, kararlılık, direnç, kendine güven, Şafak PAVEY
Photo By: Hasan TÜFEKÇİ
21 Aralık 2011 Çarşamba
BİR KARE FOTOĞRAF ÇEKİN VE SAKLAYIN
BİR KARE FOTOĞRAF ÇEKİN VE SAKLAYIN
Bu ülkeden ne iktidarlar ne hükümetler ne Başbakanlar ne Cumhurbaşkanları geçti. Ama hiçbirisi veya hiçbirileri tarihimizle bu kadar oynamaya cesaret edemedi. Evet tarihimizle, sembol olan dokularımızla, dokunulmayacak dediklerimizle önce oynamaya başladılar, sonra sakız gibi çiğnemeye başladılar. Sakızın tadı geçince de çıkarıp attılar ve bir yenisini ağızlarına aldılar.
Attıkları, tarihimizi oluşturan en küçük taşlarından en büyük taşlarıydı. Birer birer yavaş yavaş tarihimizi yok ediyorlar. Şu anda beş yaşında olan bir çocuğun 18 yaşına geldiğinde neyi okuyacağını siz tahmin edin artık. Ama siz, biz? 1920’den sonra her çocuk, her genç her yaşlı öyle yada böyle bu tarihle büyüdü. Ama şimdi büyüyenler bu tarihi yavaş yavaş kaybediyorlar. Belki de 2023’de 100. Yılın ne olduğunu sorgulayacaklar, neyin 100. Yılı diyecekler.
Evet sivilleşelim, evet hayatımızın bu kadar etkileyici bir noktasında olmasın asker. Karar verici olmasın, korkulan olmasın. Ama sembollerle oynamayalım. TBMM’nin Şeref Kapısı’nda bekleyen, havacı, denizci, karacı üniformalı askerler semboldür. Güvenlikle ilgili hiçbir sorumlulukları yoktur. Sadece orada tarihi yansıtırlar. Tıpkı birçok ülkenin Meclisinde olduğu gibi hem de alabildiğince şaşalı üniformaları ile. Bizdekiler öyle değildi. Sadeydi ama dimdikti. Bugün hangi ülkeye giderseniz gidin hepsinde bu tarihi dokuları görürsünüz, ben birçoğunu gördüm. Hatta bunlarla ilgili ilginç fotoğraflar her zaman yansıdı basına. Yunanistan’da askerlerin görkemli törenleri, İngiltere’deki askerlerin ihtişamlı duruşları. Niye yapıyorlar çok mu askerciler, çok mu askere önem veriyorlar hayır, tarihlerini yaşatıyorlar. Niye gelenekleri var
Dolmabahçe Sarayı. Hergün binlerce insanın gezdiği tarihi mekan. Kapısından girerken sizi ne karşılar. Bir platformun üzerinde bekleyen bir asker. Her türlü davranışa tepki vermeyen bir asker. Yani bir sembol. Onu da kaldırdılar hem de sessizce. Şimdi ne var? Gidin siz bakın…
Atatürk’ün yatağı. Her 10 Kasım’larda başında iki askerin nöbet tuttuğu ve o askerlerin birkaç damla gözyaşı döktüğü yer. O da gitti. Bunlar tarihi dokulardır. 2012 10 Kasım’ı bekleyelim. NE göreceğiz acaba?
Artık tarihimizin bu sembolleri iki yerde kaldı. Turkuaz üniformaları ile sizi karşılayan Cumhurbaşkanlığı Köşkü, ki artık ikemetgah olarak kullanılmıyor. Diğeri Anıtkabir. Bırakın bu sembolleri yaşatalım. En azından çocuklarınızı oralara götürün ve en azından bir kare fotoğrafını çekin ve saklayın. Tarihlerini kendi gözleri ile görsünler ileride. Bakarsınız bir kanun değişikliği ile birgün sessizce onlar da tarihe gömülürler. Ama en azından ileriye bir miras bırakalım.
Okuyamayacakları tarihlerini görmelerini sağlayalım. Çünkü her gün önünden geçtiğiniz Dolmabahçe Sarayı’nın önündeki askerin olmadığını fark edemediğiniz bir gün gibi Anıtkabir’in önünden de gittiğini farkedemiyebilirsiniz. Bu semboller sonsuza kadar yaşatılmalı. Asker fotoğrafı olarak değil tarih fotoğrafı olarak yaşatılmalı.
15 Kasım 2011 Salı
BAYRAKTAR'IN GÜLÜMSEMESİ
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın, TBMM Genel Kurulu'nda saat 16,00'da, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun, "Van'da ölen 40 kişinin katili bu hükümettir. Oteller kamu binalarıdır. Ben de olsam ben gider o otelde kalırdım. Biz orada halka elimizi değiyoruz. Siz gittikten sonra gaz atılıyor. Depremzedeye gaz atılır mı?" sözlerine verdiği tepki bu fotoğraflarda...
Bayraktar, bu konuşmalardan önce, Van depremi ile ilgili eleştirilere yanıtı verirken, "biz hasarlı binalara girin de demedik, girmeyin de demedik" dedi.
14 Kasım 2011 Pazartesi
13 Kasım 2011 Pazar
SABAHIN 04.30'U
Onların gerçek cenazeleri ile o içinden kırık dökük ama dışından alçılı hastanenin içindeyiz. (Hem de Cumartesi günü hasta kabul etmeye başlayan yeni hastanenin)
Ortada kimse yok
Dışarıda afet var, deprem var, çadır var, bağıran var, yaralı var, ağlayan var.
Ama orada kimse yok, pardon hakkını yemeyelim, depremden sonra orada bile olmak istemeyen polis memurunun dışında kimse yok
Bir alt katta, morg var
Mesai saatlerinde kapısında güvenlik var
Ama bizim gibi dengesiz saatlerde gittiğiniz zaman her dolabı açıp molozla kirlenmiş bedenlere bakabileceğiniz bir yer.
Saatlerce içeride bekleyen (moloz yığının altında), saatlerce dışarıda bekleyen (battaniyelere sarılanların ama gözünden tek bir saniye yaş eksilmeyenlerin) buluştuğu yer,
O lanet enkazın altında tuzla buz olan alçıpandan oluşturulmuş bir paravanın içinde buluştuğu yer
Ve kayıtsız kalan bir devlet görevlisi...
Adı bende ve benim gibi orada olanlarda saklı...
Bir yargı mensubu.
Tavırlarına bakarsanız, bulunduğu yerin birkaç kilometre dışında toz yığını, çığlıklar, moloz, iş makinesi........ yok
Aslında o kadar kilometre gitmeye gerek olmadığının bile farkında olmayan biri...
Rutin imza attığı koltuğun sadece on santim arkasında çatlakları (ki yeni açılan hastane ) alçıyla kapatılan duvar olan biri...
Görevini bilmeyen, insanları hor gören biri...
İnsanların acılarıyla dalga geçen biri..
İşi sadece orada imza atmak olan biri.
Ama bunu bile devlet töreni ile yapan, hatta altına kırmızı halı isteyen biri...
Kendini beğenmişlikle insanlara gözüne bakan biri..
Ve şuna cevap veremeyen biri:
"Sen olsan teşhis edebilir miydin?"
Acılarla, duygularla, hislerle, yaşananlarla
OYNANMAZ
SAYINNNNNN savcı
Onların gerçek cenazeleri ile o içinden kırık dökük ama dışından alçılı hastanenin içindeyiz. (Hem de Cumartesi günü hasta kabul etmeye başlayan yeni hastanenin)
Ortada kimse yok
Dışarıda afet var, deprem var, çadır var, bağıran var, yaralı var, ağlayan var.
Ama orada kimse yok, pardon hakkını yemeyelim, depremden sonra orada bile olmak istemeyen polis memurunun dışında kimse yok
Bir alt katta, morg var
Mesai saatlerinde kapısında güvenlik var
Ama bizim gibi dengesiz saatlerde gittiğiniz zaman her dolabı açıp molozla kirlenmiş bedenlere bakabileceğiniz bir yer.
Saatlerce içeride bekleyen (moloz yığının altında), saatlerce dışarıda bekleyen (battaniyelere sarılanların ama gözünden tek bir saniye yaş eksilmeyenlerin) buluştuğu yer,
O lanet enkazın altında tuzla buz olan alçıpandan oluşturulmuş bir paravanın içinde buluştuğu yer
Ve kayıtsız kalan bir devlet görevlisi...
Adı bende ve benim gibi orada olanlarda saklı...
Bir yargı mensubu.
Tavırlarına bakarsanız, bulunduğu yerin birkaç kilometre dışında toz yığını, çığlıklar, moloz, iş makinesi........ yok
Aslında o kadar kilometre gitmeye gerek olmadığının bile farkında olmayan biri...
Rutin imza attığı koltuğun sadece on santim arkasında çatlakları (ki yeni açılan hastane ) alçıyla kapatılan duvar olan biri...
Görevini bilmeyen, insanları hor gören biri...
İnsanların acılarıyla dalga geçen biri..
İşi sadece orada imza atmak olan biri.
Ama bunu bile devlet töreni ile yapan, hatta altına kırmızı halı isteyen biri...
Kendini beğenmişlikle insanlara gözüne bakan biri..
Ve şuna cevap veremeyen biri:
"Sen olsan teşhis edebilir miydin?"
Acılarla, duygularla, hislerle, yaşananlarla
OYNANMAZ
SAYINNNNNN savcı
GÖZÜNÜN İÇİNE BAKA BAKA
Siz hiç karşınızda bir veya o kadar çok sayıda kişinin karşısına geçip, gözünün içine bakarak, "Allah hepinizin belasını versin", "Hepiniz oruspu çocuğusunuz" gibi şeyler söylediniz mi?
Soruyu değiştirip yeniden sormak istiyorum. Hiç birileri size, gözünüzün içine bakarak "Allah hepinizin belasını versin", "Hepiniz oruspu çocuğusunuz" dedi mi?
Ben demedim...
Ama ben duydum, hem de gözlerini görerek...
Hem de nerede biliyor musunuz?
Van'da
Depremde
İkinci depremde
Birinciden döndükten hemen sonra gittiğim Bayram Otel'in önünde...
Yani ikinci depremde, yani herkesin önce artçı sonra sarsıntı dediği yerde,
Meğersem yeni bir depremin olduğu yerde.
Hem iki arkadaşım, hem iki meslektaşım, HEM DE iki insanın içinde olduğu bir enkazın önünde
Evet o lanet otelin moloz yığınının önünde, birisi gelip böyle bağırdı; "Allah hepinizin belasını versin", "Hepiniz oruspu çocuğusunuz"
Böyle bir şeyi duyunca ne yaparsınız?
Ya siz de küfredersiniz, ya da .....
Noktaları siz istediğiniz gibi doldurun
Peki biz ne yaptık?
Sustuk
Susmaya devam ettik
Susmamak isteyenleri engelledik
Ne için ve neden?
Taraf olmamak için, neyin kavganın
Biz oraya kavga için gitmedik
Biz işimizi yapmaya gittik
Ama bu sefer bir farkla
Hem de nasıl bir farkla, bugüne kadar gördüğümüz yüzlerce enkaz gibi bir yığının içinde bizden birileri vardı.
Ama yine sustuk ve cevap vermedik.
Sessizce bekledik, sessizce dinledik, sonra bunu söyleyen insana sırt çevirip enkaza döndük.
Yani bize, yani işimize...
Sonra o bağıranın olmadığı gecenin bir ayazında enkaz ses verdi ama içinden değil dışından;
"Ex çıkıyor"
Evet, her zaman aşina olan bu cümle, önce biraz titretti, sonra gerçeği vurdu yüzümüze...
GÜNLERCE BEKLEDİĞİMİZ ENKAZ BİZE O GÜNKÜ HABERİMİZİ VERDİ, BİZ DE O HABERLE SAYFALARI SÜSLEDİK. RENKLİ VE CANLI FOTOĞRAFLARLA.
Siz hiç karşınızda bir veya o kadar çok sayıda kişinin karşısına geçip, gözünün içine bakarak, "Allah hepinizin belasını versin", "Hepiniz oruspu çocuğusunuz" gibi şeyler söylediniz mi?
Soruyu değiştirip yeniden sormak istiyorum. Hiç birileri size, gözünüzün içine bakarak "Allah hepinizin belasını versin", "Hepiniz oruspu çocuğusunuz" dedi mi?
Ben demedim...
Ama ben duydum, hem de gözlerini görerek...
Hem de nerede biliyor musunuz?
Van'da
Depremde
İkinci depremde
Birinciden döndükten hemen sonra gittiğim Bayram Otel'in önünde...
Yani ikinci depremde, yani herkesin önce artçı sonra sarsıntı dediği yerde,
Meğersem yeni bir depremin olduğu yerde.
Hem iki arkadaşım, hem iki meslektaşım, HEM DE iki insanın içinde olduğu bir enkazın önünde
Evet o lanet otelin moloz yığınının önünde, birisi gelip böyle bağırdı; "Allah hepinizin belasını versin", "Hepiniz oruspu çocuğusunuz"
Böyle bir şeyi duyunca ne yaparsınız?
Ya siz de küfredersiniz, ya da .....
Noktaları siz istediğiniz gibi doldurun
Peki biz ne yaptık?
Sustuk
Susmaya devam ettik
Susmamak isteyenleri engelledik
Ne için ve neden?
Taraf olmamak için, neyin kavganın
Biz oraya kavga için gitmedik
Biz işimizi yapmaya gittik
Ama bu sefer bir farkla
Hem de nasıl bir farkla, bugüne kadar gördüğümüz yüzlerce enkaz gibi bir yığının içinde bizden birileri vardı.
Ama yine sustuk ve cevap vermedik.
Sessizce bekledik, sessizce dinledik, sonra bunu söyleyen insana sırt çevirip enkaza döndük.
Yani bize, yani işimize...
Sonra o bağıranın olmadığı gecenin bir ayazında enkaz ses verdi ama içinden değil dışından;
"Ex çıkıyor"
Evet, her zaman aşina olan bu cümle, önce biraz titretti, sonra gerçeği vurdu yüzümüze...
GÜNLERCE BEKLEDİĞİMİZ ENKAZ BİZE O GÜNKÜ HABERİMİZİ VERDİ, BİZ DE O HABERLE SAYFALARI SÜSLEDİK. RENKLİ VE CANLI FOTOĞRAFLARLA.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






